Adresimiz

ÖDAK

Bize Yazın

anabasistrail.gmail.com

Bizi Takip Edin

  • Facebook Reflection

Tüm Hakları Saklıdır. Copyright © İmdat Yılmaz

  • İmdat YILMAZ

Ölüm Yolu Mildere ve Kuştul manastırı


Ölüm Yolu Mildere ve Kuştul manastırı

Seferberlik ilan edilmiş Muhacırlık yılları gelip çatmış artık halkın daha güvenli bölgelere intikal etmesi gerekiyordu. Yıllarca beraber yaşayan halk bir birine düşman olmuş. En önemlisi güven kaybolmuştu. Nufus kağıdının olmadığı zamanlar artık her gün birileri kaybolmaya başlamış yaşanılası köy artık terk edilesi olmuştu. Bir kaç sülale bir olmuş topluca bir helege oluşturup anadolunun daha güvenli bölgelerine doğru yola çıkmıştı. Büyüklerimizin o yolculuk yaptıkları izleri aramakta bana düştü.

Lafsi , derdi anne annem İki günlük çıkınımı sırt çantama koyup yola çıktım. Kangel virajlarını arkamda dost bildiğim düşmanlar varmış edasıyla hızlı adımlarla çıktım. Gün ağarmak üzereydi.Kuş sesleri uzaktan gelen köpek havlamalarını bastıradursun eski at yolu üzerindeki çamurlu sular hayat suyu görüntüsü veriyordu. Eski patika yer yer taş kaplanmış su birikintileri oluşmasın diyede akar verilmişti. Şimdilerde teknoloji bile bu kadarını düşünememiş doğrusu. Sabah ezanından beri yürüyordum yolum uzun meşekketli olduğunun bilinciydeydim ama başlangıç noktasından beri dik bir dağı tırmanıyordum Cali hanlarınaa yaklaşmış ve yorulmuştum. Horozların ötmesinden şenlik bir yere geldiğimi anlamıştım. Han sahipleri daha dükkanlarını açmamıştı.Sadece fırının bacası tütüyordu. ama fırın evin içerisinde olduğunu bildiğimden kapıyı çalma cesaretim yoktu. Birde siz köpeklerin beni karşılamasını göreceksiniz gülersiniz ağlanacak halime Bu kadar sevildiğimi bilmiyordum. Kudurasınız inşallah it soyları....Sabah yemek işini Üç Pınara bırakmıştım kahvaltı demiyorum çünkü kavurmalı yumurta olsa olsa yemek olur. Az kalmıştı varmak üzere idim. İsmail abimin bacasının dumanı görünmüş pide kokusu burnumda tütmüştü. Yolun üzerinde atmacalar ilk rızıklarını kendi yasalarına göre paylaşım yaparken yanlarından geçtim fark etmediler bile konu ekmek olsa da güvenliği elden bırakmamak gerek. üç Pınar hanından içeri girdim soba yanıyor postun üzerinde uzanmış bir amca belini ısıtmakla meşgul.Hemen fırına daldım pide sıcak kavurma üzerine 2 yumurta onun üstüne allahını seven beni tanımasın lovvvvvv. Bir su bardağı çay neyine yetmez.

Güzel bir yemek faslından sonra matarama sıcak su doldurup ziganoy Yaylası tarafına Kuştulu hedef alıp yola vurdum sırt çantam artık bana yük bile gelmiyordu. Sırtımda iz yaptı meret benden biri gibi kapli gurbağa oldum sankim. Mil dere aşağımda kalmıştı. Anlatılanlar aklıma geliyor da kendime kızmıyor da değilim. Kanepe de oturup neskafe ,içmek varken senin neyine ecdadının muhacirlik izi. Her gafulun dibinden ayı çıkacak diye bekliyorum. Çıksa da kurtulsam . Uzaktan da olsa Kuştul Manastırı görünmüştü. Heybetli daha önce gitmeme rağmen manastır olduğunu anladım. Artık ilk hedef göründüğüne göre kahveyi haketmiştim kendimi ödüllendirmeliydim.Maçkada gezdiğim manastırların en güzeli ve heybetlisi Rivayetlere göre Ortodoks aleminin teolojisi olarak hizmet vermiştir. Sırt çantamı çıkarıp tarptentimi kurdum dinlenmek şart olmuştu. Çadırda uyuya almışım ikindi yaklaşmış güneş uzun gölgeler bırakmaya başlamıştı. Kahve için sıcak suyu mataramdan doldurup aceleyle içip gitmem gerekli ydi. Yoksa geceyi bilinmeyen ve benimde bilmediğim bir yerde geçirmek zorunda kalabilirdim. Bir süre sonra bir tepe bitmiş vadinin ortasında bir dere kenarındaydım artık. Balık çiftliği olması benim gülümsememe sebep oldu anlaşildı gene pulli pulli baluklar. Sağolsun ilgilendiler akşam yemeğimi hazırlamak üzere Kuştul Manastırının yanına doğru tırmanmaya başladım. Yol dik ben yorgun bir şapelin altından geçerken uğrayasım geldi. Tehlikeli bir yere konuşlandırmışlar şapeli manzara süper yavaş yavaş hava kararmaya başlamış gece sihirli yüzünü göstermeye başlamıştı. Artık kamp alanı diyebileceğim yerde idim düz bir alan ıssız bir ev ve harabe bir manastır......

Ayam kararmıştı .Çadırımı kurmuş manastırın tepesinden neskafemi içerek vadi boyu seyre daldım . Kimler geldi kimler geçti hangi medeniyetler yaşadı yada yaşayamadı. Pipomun dumanı yoktur yarin imanı . Pipo içme zamanı gelmişti sanırım canım yemek istemiyordu. Çantamdan iki hamsi guşi çıkarttım neskafemle iyi gitti minik bir ateş yaktım manastırın ocaklığında belki kimse yoktu yanımda ama yanımda olmak isteyen ne medeniyetler vardı belki de. Çok yorgun olmalıydım uykum gelmişti. Vakit kaybetmeden uyumalıydım. Karanlık iyice basmış orman içi hayvan ulumaları ve hışırtısı ile sessizliği bozuyordu. Sabah erkenden uyanmıştım ama kalkacak taket kalmamıştı uşuğum . Biraz uyku tulumu keyfi yaptım artık yavaş yavaş acıkmaya başlamıştım. Çayımı demleyip mısır unu ile peynirden güzel bir kazıkaldıran yaptım yanınada mora topladım şerbet yaptım ekmek ile mükemmel oldu. Çadırımı toplayıp dağı aşıp Galyan derelerine akmalıydım . Kapanmış patikalar kaybol git der gibi geçit vermiyordu. Ama çocukluğu dağ patikalarında geçmiş ben patika kokusunu alır geçilmez yerlerden geçerim. 100 mt arayı 1 saatte geçsemde eskiden kullanılmış patikaya ulaşmam zor olmamıştı. Mizmilange dikeni ve şimşir ağaçları arasındaki yolculuğum kayda değerdi. Dik olarak çıktığım rampa bitmiş Galyan deresine bakan hakim bir tepeye gelmiştim. Ligarbalar ve moralar etrafımı sarmış cikcirna sesleri uzaktan gelen dere sesine karışmıştı. acıkmıştım yiyeceğim fazla kalmamıştı. Ekmek Ligarba moradan oluşan öğle yemeğimi hazırladım. Dahası ekmek arası Ligarba Mora ....Ne menü ama dimi .. İnişteydim bunu değerlendirip Galyandan Lagana ya yada bakırcılardan Liveraya geçmeliydim. Hatırladığım kadar Maçkalı annem ve muhacirler 2 gecelemede Liveraya varmışlardı. yanlarında hayvanları köpek inek sepet çoluk çocuk tava tencere düşünsenize sırtnda bilekter dolusu yük arkasında hayvanlar aklında hayvan oğlu hayvanlar....kim kimin malında yurdunda yerinde bözü varsa yerin dibine batsın it soyları... Gelde deme...Galyan deresini aşıp tekrar rampaya vurdum . Yorulmama rağmen Pilav dağı veya laganaya varmalıydım. Yoksa orman içinde bivaklamak zorunda kalabilirim. Sırt çantam ağır olmamasına rağmen bağcıkları omuzumu kesiyor dahası çok baskı uyguluyor. Kuştuldan aldığım alabalıklar hala sırtçantamda idi. Mora yiyerek yaşamak bu olsa gerek artık karar vermiştim. Yaşlı ve sakallı bir karaağaç ağacının altında patika üzerine çadırımı kurdum . Yanında su gözesi vardı. Bundan daha iyi bir kamp alanı olamazdı. İkindi vakti geçmiş annemlerin kuşluk dedikleri vakit olmuştu. Kara tavuklar ötmeye başlamış akşamın haberini vermişti. Mis gibi su gözesinin yanında balıkları temizledim mizmilange toplayıp yıkadım ve kurumaya bıraktım. Orman içinde gezintiye çıktım. Mantar bulmak istiyordum .Çok geçmeden amacıma ulaştım mis gibi mantarlar beni bekliyordu abartmadan 3/4 tane alıp ormanda dolaşmaya devam ettim hafiften çise başlamıştı. Nerden aklıma geldiyse“ elim eline değse bu da nikah sayır“ dörtlüğünü mırıldanmaya başladım. Çadırıma vardığımda bizim lido veya gaşgaş dediğimiz sincapgiller davetsiz misafirimdi. Ateşi yakıp mantarlı balık buğulama yaparken bir taraftan da(Destancı günümüzde Rapci) imam Hasanın dörtlüğü aklıma geliyordu.

En birinci ateşte; Vuruldu Hasan Kadir o halilin bileği

kazan kadar yüreği daha vuracağıdı bozulmasa tüfeği

o vurulan rumu hepside çok severdi Galiyan mağarasına getirdiler geberdi

Tereyağı balık mantar mizmilange ve yolda topladığım karga soğanını uyumlu bir şekilde tavaya yerleştirdim. Ateşten oksekleri çekip yavaş pişmesini sağlayıp tabansız Temelin yaşamından dinlediklerimi makaleleştirmeye başladım. Yazması bile güzel yaşşa Tabansız Temel....

Balık buğulama pişmiş içecek olarak da mora şerbeti daha ne olsun açık ateş çadır neskafe pipo ve ....

Yemek güzeldi ellerime sağlık memo dayı boşuna demez bizim imdat bir kötü garidan iy du diye

Solo olarak yürüsem de ertesi günün kritiğini planlayıp yattım. Sabahın ilk ışıkları ile uyandım köylerden gelen ezan sesleri ormanın doğal sesleri arasında kahvemi hazırlayıp kahvaltı yapmadan nede olsa akşamın ağır yemeği bana yetmişti. Çadırı toplayıp kahvemi elime alıp kara ormanlar ismini verdiğim bölgeden Pilav dağı sırtlarına gitmeyi hedefliyordum. sonradan adının gelincik düzü olduğunu öğrendiğim açık alana vardım. Çam ormanları başlamış Maçkali annemin bahsettiği uzun çam ağaçları arasında yürümeye başlamaıştım. sanki maçkalı annem ben izliyor gibiydi. Ara sıra arkama dönüp bakıyordum keşke ama nerdeeee . Laganaya inip oradan Liveraya üsten inmem gerekiyordu. Tırpan sesleri arasında Livera köyüne indim. Çok yorulmuş gözüm o zaman ki muhacirlerin fındıklıklardan çıkışını hayal etmişti. Tüm muhacirliği yaşayanlara allahtan rahmet bu uğurda vatanına dönemeyenlerede mükafatını rabbim versin.

Yapmadan Dönme

*Bu rotayı deneme


14 görüntüleme